MEDYA

HABERLER

GİZLİ KLİPLER

KADIN VE GÜZELLİK

TATİL GEZİ

TEKNOLOJİ


DEDE TORUN BLOGU

Blogumuzda kuşak farkıyla neleri nasıl görmüş nasıl yorumladığımızı izleyebilirsiniz.Konular:Aktüalite,Türkiye,Dünya,Haberler,siyaset,Müzik,eğlence,sinema,tiyatro,Teknik,Teknoloji,Fotolar,Video,Bilgisayar,Eğitim, kısacası hayatın içinden farklı bir bakış..


SPOR

MODA

VİDEO

MAGAZİN

TATİL GEZİ

DEDE TORUN




« Önceki | Sonraki »

23/9/2008

Tuncay Özkan ve Hurşit Tolon'un ilk aradığı kişi o!

Tuncay Özkan'ın eski avukatı, CHP'li Şahin Mengü: "Beni aramasından onur duyarım"

Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınan gazeteci Tuncay Özkan'ın telefonla aradığı CHP Manisa Milletvekili Şahin Mengü, "Beni Hurşit Tolun arıyorsa, Tuncay Özkan gibi namusluluğu hiç tartışılmayacak bir gazeteci arıyorsa, bundan onur duyarım." dedi.

Cihan Haber Ajansı muhabirinin sorularına cevap veren Şahin Mengü, eskiden beri Tuncay Özkan'ın avukatlığını yaptığını, Özkan ile avukatlık müvekkillik ilişkisinin 16 yıl öncesine dayandığını söyledi. Şu an milletvekili olduğu için fiili olarak avukatlık yapamadığını dile getiren Şahin Mengü, "Başına böyle bir şey gelince hemen beni aradı. 'Abi eve geldiler, evde arama yapıyorlar. Beni gözaltına alacaklar' dedi. Bunun üzerine büromuzun İstanbul'daki avukatını aradım. O saatte Tuncay'ın yanına gitmeye çalıştı. Evde halen arama devam ediyor. Ne aradılarsa artık bilemiyorum." diye konuştu.

Şahin Mengü, telefonla görüştüğü Tuncay Özkan'ın moralinin iyi durumda olduğunu ifade ederek, Özkan'ın bazı sağlık sorunları olduğunu, buna dikkat edilmesi gerektiğini kaydetti. Hurşit Tolun'un sağlık sorunu olup olmadığının sorulması üzerine Mengü, "Hayır yok. Paşa aslan gibi maşallah" dedi.

Ergenekon zanlılarının aradığı ilk kişi olmanın nın kendisini rahatsız edip etmediğine ilişkin bir soru üzerine Şahin Mengü, "Ben Hurşit Tolun gibi, bu ülkenin ordusuna şerefiyle hizmet etmiş insanların avukatlığını yapmaktan onur duyarım. Beni Hurşit Tolun arıyorsa, Tuncay Özkan gibi namusluluğu hiç tartışılmayacak bir gazeteci beni arıyorsa, bundan onur duyarım." şeklinde konuştu.

 Tuncay Özkan ve Hurşit Tolon'un ilk aradığı kişi o!
demokrasiyi tehlikeli boyutlara götürdüğünü savunan Mengü, "Bugün Tuncay'ın gözaltına alınmasından mutluluk duyan birçok gazeteci olduğuna inanıyorum. İsim bile sayarım. Ama yarın onlar da gözaltına alınmaya başladığında ben insan olarak aynı ızdırabı duyarım. Bu yaşananlara özellikle Türk basınının çok ciddi tepki vermesi lazım" şeklinde konuştu. Mengü, Ergenekon soruşturmasının 18 aydır yürütüldüğünü, 18 ayda Tuncay Özkan'ın ne suç işlediğinin ortaya çıkarılamadığını belirterek, 18 ay sonra harekete geçilmesinin, bunun bir siyasi sindirme olduğunun göstergesi olduğunu öne sürdü.,,kaynak,vatan

22/9/2008

Bakan Şahin: Bakanlığıma herhangi bir talep gelmedi

Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, Almanya’daki
Deniz Feneri davasında gündeme getirilen iddiaların ardından Ankara Cumhuriyet
Başsavcılığınca başlatılan soruşturma kapsamında bakanlığına herhangi bir talep
gelmediğini söyledi.
Şahin, Ankara’nın Çubuk ilçesinde Adalet Sarayı’nın açılış töreninin
ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Bir gazetenin bugünkü sayısında yer alan, "Hakim ve Savcılar Yüksek
Kurulu (HSYK) Başkanvekili Kadir Özbek’in yargının bağımsızlığını gölgelediği
için Adalet Bakanlığı amblemli flamayı kaldırttığı" şeklindeki haberin
hatırlatılması üzerine, Şahin, "Özbek’in söyledikleriyle gazetenin başlığının
uyumlu olmadığını" söyledi.
Şahin, HSYK üyelerinin Anayasa’nın 159. maddesinin verdiği yetki
çerçevesinde görevlerini yaptıklarını belirterek, "Bu Anayasa yürürlükte kaldığı
ve bu Anayasa’ya dayalı olarak çıkarılmış olan yasalar yürürlükte kaldığı sürece
hepimiz bu çerçevede hareket edeceğiz" dedi.
Anayasa değişikliğinin son günlerde gündemde olduğunu ifade eden Şahin,
"Kadir Bey’in söyledikleri bir Anayasa değişikliğini de gerektirecek ifadeler.
Tabii o çerçevede bu konular değerlendirilir. Zaten bu söylediğinin sistemle
ilgili olduğunu ifade ediyor. Bakanlığımız ile herhangi bir polemik içine girmiş
falan da değil. Kendisi son derece duyarlı bir arkadaşımız, kendisiyle kurulda
uyum halinde çalışıyoruz. Bir problemimiz yok ama düşüncelerine saygı duyuyorum"
diye konuştu.

ALMANYA’DAKİ DENİZ FENERİ DAVASI

Adalet Bakanı Şahin, Almanya’daki Deniz Feneri davasıyla gündeme
getirilen iddiaların ardından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen
soruşturma kapsamında Alman makamlarından bir dosya talebi olup olmadığının
sorulması üzerine, "Hayır, bakanlığıma herhangi bir talep gelmedi. Cumhuriyet
Savcılığından herhangi bir konuyla ilgili bir yazı geldiğinde, eğer bu herhangi
bir adli yardım çerçevesinde bir başka ülkeden bir talep ise bakanlığımın ilgili
genel müdürlüğü bunu mutlaka yerine getirir" diye konuştu.
RTÜK Başkanı Zahid Akman’ın istifa edip etmeyeceği yönündeki soruya
karşılık, Şahin, Adalet Bakanı olarak bu konulara girmeyeceğini belirtti.
Şahin, bir başka soru üzerine, YARSAV Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu’nun
"askerliğe elverişsiz raporunun sahte olduğu" iddialarıyla ilgili Adalet
Bakanlığınca herhangi bir işlem yapılmadığını, konunun Milli Savunma Bakanlığının
görev alanına girdiğini söyledi.

ERUYGUR’UN RAHATSIZLIĞI

Adalet Bakanı Şahin, "Ergenekon" davası kapsamında tutuklu bulunduğu
cezaevinde rahatsızlanan ADD Genel Başkanı, emekli Orgeneral Şener Eruygur’un
tahliye kararıyla ilgili sorular üzerine, Eruygur’un böyle bir rahatsızlık
geçirmesinden üzüntü duyduğunu söyledi.
Eruygur’un kısa sürede sağlığına kavuşmasını dileyen Şahin, tutukluluk
halinin kaldırılması kararının yargısal bir karar olduğunu, bakanlığı ile ilgisi
bulunmadığını ifade etti. Şahin, bir başka soru üzerine, Eruygur’un cezaevinde
düşmesiyle ilgili başlatılmış bir soruşturma bulunmadığını kaydetti.
Törene katılan Ankara Cumhuriyet Başsavcısı Hüseyin Boyrazoğlu da, Deniz
Feneri davasıyla ilgili yürütülen soruşturmaya ilişkin sorular üzerine, rutin
işlemlerin devam ettiğini, soruşturmayı yürüten savcı gerek görürse Almanya’dan
dosya istenebileceğini söyledi.
Öte yandan, Hüseyin Boyrazoğlu, Ankara Adalet Sarayı’ndan ayrılırken,
basın mensuplarının Deniz Feneri’ne ilişkin sorularına, "Bir şey sormanıza gerek
yok. Zaten bir soruşturma var o da yürüyor" diye yanıt verdi.

22/9/2008

Bahçeli'den Erdoğan'a çağrı: Deniz Feneri ile ilgili hukuki süreci başlat

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Almanya’da sonuçlanan Deniz Feneri davasının Türkiye bağlantılarının, Başbakan Erdoğan ile AKP’yi şaibe ve töhmet altında bıraktığını kaydederek, “Sayın Başbakan’ın bugün gelinen noktada yapması gereken, gerek Deniz Feneri davası ile gerekse partililerinin karıştığı diğer davalara ilgili olarak, hukuki sürecin hiçbir siyasi etki ve müdahale olmaksızın süratle işleyeceği yolunda Türk milletine güvence vermektir" dedi.
Bahçeli yaptığı yazılı açıklamada, Türkiye’nin ekonomik sosyal ve siyasal alanlardaki ağır sorunlarına ilave olarak, her geçen gün yenileri ortaya çıkan yolsuzluk tartışmalarının yaşandığı yeni bir sürece girdiğini ifade etti. Bahçeli, “Sistematik olarak tırmandırılan çatışma dinamikleri ile bu dönemde yapay gerilim alanları oluşturularak kamuoyunun dikkatinin dağıtılacağı, sanal ortamlar yaratılarak yolsuzlukların saklanacağı kirli bir oyunun hazırlanmaya çalışıldığı anlaşılmaktadır" dedi. Almanya’da sonuçlanan Deniz Feneri davasının Türkiye’deki boyutu ve bağlantılarının bir an önce ve bütün yönleriyle açığa çıkartılmasının, adaletin tecellisi ve sorumluların hesap vermesi açısından büyük önem taşıdığını vurgulayan Bahçeli, Almanya’daki dava sürecinde, yolsuzluğun Başbakan Erdoğan’a kadar uzanan ve AKP’ye yakın çevrelerle irtibatı olduğunu gösteren çok ciddi iddia ve ithamlarda bulunulduğuna dikkat çekti. Mahkeme kararında da kayda geçen iddiaların Başbakan Erdoğan’ı ve AKP’yi şaibe ve töhmet altında bıraktığını söyleyen Bahçeli, şunları kaydetti:
“Bu bakımdan Türk adli makamlarının hiçbir etki ve baskı altında kalmaksızın yürütecekleri bir soruşturmayla konunun aydınlatılması mutlak bir zorunluluk haline gelmiştir. Bu ibret verici yolsuzluğun sosyal, insani, ahlaki, hukuki ve siyasi boyutları bulunmaktadır. Manevi değerlerine samimiyetle bağlı insanlarımızın temiz duygularının dolandırıcılığa alet edilmesi, yalnızca mağdurlarını değil bütün milletimizi rencide etmiş ve yardımsever vicdanları derinden yaralanmıştır. Bu açıdan, Türkiye’de de başlatılacak adli süreç, çıkar amaçlarıyla inançları istismar edilen insanlarımızın vicdanlarında açılan bu yaraların bir nebze olsun sarılması bakımından önemlidir."

“AKP’NİN AHLAKİ VE HUKUKİ MEŞRUİYETİ ŞÜPHE ALTINDA"

“Son dönemde Anayasal yargı kararlarıyla siyasi meşruiyeti gölgelenen AKP hakkında artan ithamlar ve yaygınlaşan yolsuzluk iddiaları, bu partinin şimdi de ahlaki ve hukuki meşruiyetini şüphe altında bırakmıştır" diyen Bahçeli, Başbakan Erdoğan ve AKP’nin suçlamalardan kurtulmasının, konunun Türkiye boyutlarının tüm yönleriyle aydınlatılmasına bağlı olduğunun altını çizdi. Bahçeli, “AKP, şimdi namuslu bir değerlendirme yapmak ve temsilcisi olduğu siyasi geleneğin yol açtığı toplumsal, ahlaki ve siyasi tahribatı sorgulamak durumundadır. Bu çerçevede, manevi değerleri siyasi amaçlarla istismar edenler, bunlar üzerinden siyaset yapanlar ve mütedeyyin soydaşlarımızın temiz duygularını yıllardan beri kullananların kimlikleri ve mensup olduğu zihniyet de bu sorgulama ve hesaplaşma sonucu ortaya çıkacaktır" dedi.

“BAŞBAKANIN ÇARESİZLİK İŞARETLERİ"

Bahçeli, davanın karar aşamasında “öfke, telaş ve panik" halinde olduğu gözlenen Başbakan Erdoğan’ın hukuki süreci harekete geçirmesinin en samimi dilekleri olduğunu ifade ederek, sözlerine şöyle devam etti:
“Ancak, Başbakan’ın son dönemde sergilediği psikoloji, gerçeklerin üzerini örtmek amacıyla baskı, tehdit ve şantajdan medet umması ve nihayet basını boykot çağrılarında bulunması bu konuda fazla ümitli olmaya mahal bırakmamaktadır.
AKP kongrelerinde ve iftar yemeklerinde, suçluluğun telaşı içinde makulden uzaklaşarak herkese gözdağı vermeye çalışması, yükselen ses tonu ve üslubunun düşen seviyesi artık ülkesini yönetemeyen bir Başbakan’ın çaresizlik işaretleri olarak görülmelidir. Son günlerde ilçe kongreleri bahanesi ile yürütülen kirli kampanya ile Başbakan’ın öteden beri bastırmaya çabaladığı ‘otokratik yönetim’ tabiatını da harekete geçirdiği anlaşılmaktadır.
Özel hayatın gizliliğinin ihlali konusunda söylentilerin yaygınlaştığı bir dönemde ‘yerin kulağı’ benzetmesi ile bu kuşkuları artıran Başbakan’ın, dedikodu ve dinlemelerden medet ummaya çalışması; sözde sakladığı gerçekleri açıklamak adına muhataplarına süre tanıyarak şantajlı randevular vermesi, siyasi ahlak, yönetim kültürü ve demokratik düşünce açısından kabul edilemez irtifa kayıplarıdır. Ancak bu gelişmelerden daha vahimi ise yönetim aczi içindeki Başbakanın bu tavırlarının, ‘sindirilmiş’ kıtalar tarafından alkışlanması ve bunun aslında kendisine ve partisine yapılabilecek en büyük kötülük olduğu gerçeğinin hâlâ anlaşılamamış olmasıdır.
AKP bünyesinde bulunan sağduyu sahibi insanların Başbakan’a itidal yolunu gösterememeleri, giderek kirlenen ve kirlendikçe öfke dozu artan siyasetleri açısından büyük bir talihsizliktir."

“BAŞBAKAN, RTÜK BAŞKANININ GÖREVDEN ALINMASINI SAĞLAMALI"

Bahçeli, yolsuzluk suçlamaları parti yöneticilerine kadar ulaşmış olan Başbakan Erdoğan’ın bugün gelinen noktada, gerek Deniz Feneri davası ile gerekse partililerinin karıştığı diğer davalara ilgili olarak, hukuki sürecin hiçbir siyasi etki ve müdahale olmaksızın süratle işleyeceği yolunda Türk milletine güvence vermesi ve RTÜK Başkanı Zahid Akman’ın hukuki süreçte aklanana kadar görevden ayrılmasını sağlaması gerektiğini ifade etti. Bahçeli, “Başbakan Erdoğan’ın Kanal 7 ile kendisi ve partisi arasındaki ilişkilere bütün yönleri ile ve inandırıcı bir açıklama getirmesi ve İçişleri Bakanlığı vasıtasıyla Türkiye’deki yardım derneklerinin dışarıdan aldığı bağışlar hakkında kapsamlı bir hukuki inceleme başlatması gerekmektedir. Başbakan ve AKP’nin bu şaibeden kurtulması ve vicdanlarda aklanmasının yegâne yolu ve öncelikli çaresi budur. Şeref ve haysiyet sahibi olmanın ilamı inançların paravan yapılarak medya karşısında meydan okumakla değil, yargı nezdinde hesap vererek aklanmaktan geçmektedir" dedi.
MHP için yolsuzluk ithamlarından kurtulmanın, yolsuzlukları önleyebilmenin yolunun “öfke ve hakaretle üste çıkmaya çalışmaktan ve muhataplarını sindirmekten" değil; “dokunulmazlıkların kaldırılması" ve çıkarılacak “Siyasi Ahlak Yasası" ile TBMM’den kuvvet alan “temiz siyaset, temiz toplum, temiz yönetim" anlayışının hakim kılınması olduğunu vurgulayan Bahçeli, şunları kaydetti:
“Bu konuda 26 Ağustos 2008 tarihli basın açıklamamızdaki önerilerimiz doğrultusunda acilen yolsuzluklarla mücadele için bir “milli program" hazırlanması artık kaçınılmaz hale gelmiştir. Ancak, çağırımız sözde ahlak ve dürüstlük mesajı verenlerden henüz karşılık bulmamıştır. TBMM’nin yeni yasama yılında yapması gereken ilk görev ve dürüstlükte samimiyet sınavı bu olmalıdır. Ancak bugünkü Meclis çoğunluğu açısından bu konuda öncelikli sorumluluk iktidar partisine düşmektedir.
Bunlar yapılmadığı ve yolsuzluların üzeri örtülmeye çalışıldığı takdirde, AKP’nin ampulü ile Deniz Feneri’nin aynı kirli yolu aydınlattığı açıklık kazanacaktır.
Bu kirlenmiş yolun yolcularının ise önce istismar edilmek istenen masum vicdanlarda mahkûmiyeti ve sonra yapılanların yüce adalet karşısında hesabının verileceği ‘devri sabık’ kaçınılmaz olacaktır.ö,,kaynak,milliyet

21/9/2008

KKTC’de ‘sivil itaatsizlik’

SEFA KARAHASAN Lefkoşa

KKTC’de Kıbrıs Türk Sanayi Odası (KTSO) ekonomide yaşanan sıkıntıların mevcut hükümet tarafından giderilemediğini gerekçe göstererek, Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) ile Özgürlük ve Reform Partisi (ÖRP) hükümetine karşı “sivil itaatsizlik” eylemi başlattı.

Sanayi Odası’nın eylemi çerçevesinde elektrik faturaları ödenmeyecek, çalışanların Sosyal Sigorta ve İhtiyat Sandığı primleri yatırılmayacak, araç seyrüsefer ruhsatları çıkarılmayacak, KDV’ler yatırılmayacak, çalışanların maaş vergileri yatırılmayacak, tapu devir işlemleri yapılmayacak.
Sivil itaatsizliği Milliyet’e değerlendiren Başbakan Ferdi Sabit Soyer, eylemi “hissi karar” olarak nitelendirdi. Soyer, “Ucuz işçilik yaratmak ve kendi halkını iş rekabetine sürüklemek için mi yapılıyor bunlar? Biz kayıt altına almaya başladıktan sonra bu sorunlar çıktı” diye konuştu.,kaynak,milliyet

21/9/2008

Rusya 10 bin km menzilli nükleer füze denedi

Rusya, 10 bin km menzilli kıtalar arası nükleer füzeyi denizaltıdan fırlatarak başarıyla denedi

9 Mayıs’ta Kızıl Meydan’da sergilenen bir kıtalararası Topol-M füzesi.

Rusya Savunma Bakanlığı’nın ajanslara açıklamasına göre, “Dimitriy Donskoy” nükleer denizaltısından ateşlenen füze gerektiğinde 6 nükleer başlık taşıyabiliyor.
Açıklamalara göre, deneme atışında füze, Rusya Uzak Doğu bölgesinde Kamçatka Yarımadası’nda belirlenen hedefleri vurdu. Başkent Moskova’nın silah sanayisi “Termal Teknoloji Kurumu”nun geliştirdiği, tam başarıyla ateşlenen “Bulava” tipi nükleer füzenin denizaltıdan önceki denemeleri ise başarılı olamamıştı. “Bulava” nükleer füzeleri, bu yıl sonuna dek “Borei” sınıfı en modern nükleer denizaltılardan “Yuri Dolgoruki”ye yerleştirilecek.,kaynak,milliyet

21/9/2008

Erivan: Toprak talebimiz yok

CENK BAŞLAMIŞ Erivan

Sarkisyan, ‘Türkiye’den toprak talebiniz var mı?’ sorusuna, ‘Toprak iddiasına çok şaşırıyorum. Kesinlikle hiçbir Ermeni yetkili böyle bir açıklama yapmadı’ diye cevap verdi

Milliyet’in Moskova Temsilcisi Cenk Başlamış, Ermenistan Devlet Başkanı Serj Sarkisyan’la (solda) Erivan’daki Başkanlık Sarayı’nda görüştü.

Ermenistan Devlet Başkanı Serj Sarkisyan, Erivan’ın Türkiye’den toprak talebinde bulunmadığını tartışmaya yer bırakmayacak şekilde açıklayan en üst düzeydeki ilk Ermeni yetkili oldu.
Ermenistan’ın bugün kutlayacağı bağımsızlık ilanının 17. yıldönümü öncesinde Sarkisyan, aralarında Milliyet muhabirinin de bulunduğu bir grup yabancı gazeteciyle başkanlık sarayında kahvaltılı sohbet toplantısı yaptı. Yabancı gazetecilerin Türkiye ile ilişkilerden Karabağ sorununa ve Gürcistan’daki gelişmelere kadar pek çok konuda sorularını yanıtlayan Sarkisyan, net ve yoruma açık olmayan mesajlar vermeye çalıştı. Ermenistan lideri, Milliyet tarafından yöneltilen soruları şöyle yanıtladı:
Soru: Ermenistan’ın Türkiye’den toprak talebi var mı?
Sarkisyan: Toprak iddiası konusuna çok şaşırıyorum. Nedense yaygın bir görüş. Ama siz hangi Ermeni yetkilinin ‘Türkiye’den toprak istiyoruz’ dediğini duydunuz? Kesinlikle böyle bir açıklama olmadı. Nedense, soykırım konusuyla toprak iddiaları arasında bağlantı kuranlar var.
Soru: Türkiye ile Ermenistan’ın soykırım konusunu araştırmak üzere tarihçilerden oluşan bir komisyon kurmasına en azından karşı olmadığınızı açıkladınız. Karşı olmadığınıza göre, komisyonun varacağı sonucu tanımaya hazır mısınız?
- Ben genel olarak iki ülke arasında komisyonlar kurulmasına karşı olmadığımı söyledim. Herhangi bir komisyon oluşturulmasından önce iki ülke arasında diplomatik ilişki kurulmasının daha iyi olacağını belirttim. Önce ortak sınırımız açılsın ve diplomatik ilişki kurulsun, ondan sonra her türlü konuda komisyonlar, alt komisyonlar, alt alt komisyonlar kurarız. Komisyonun varacağı kararını tanıyıp tanımayacağımıza ilişkin soruları biraz garip karşılıyorum. Çünkü sonuçta bir grup bilim adamı, tarihçi oturup bir karar verecek. Ermenistan’da bugün Sarkisyan var. Diyelim ben kararı tanıdım. Ama benden sonra gelen ya kalkıp, ‘Ben tanımıyorum’ derse? Yani, bu komisyonun alacağı karar belirleyici olamaz. Bu ancak, karar vericilere, yani hükümetlere, tavsiye niteliğinde bir karar olabilir. Aslında hatırlarsanız, ABD’nin girişimiyle zamanında buna benzer bir komisyon kurulmuştu ve ‘soykırım olmuştur’ sonucuna varmıştı. Peki ne oldu? Bir şey değişti mi?Kimse kabul etti mi? Hayır. Kimse kabul etmedi.
Soru: Türk ve Ermeni milli takımları arasında oynanacak rövanş karşılaşması için Türkiye’ye gideceksiniz. Bu ziyaretinizde ya da daha sonra Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’la görüşmeyi planlıyor musunuz?
- Sayın Erdoğan’la görüşme imkânı bulabilirsem mutlu olurum.

 

Karabağ’ı   tanımak son seçenek
Soru: Gürcistan’ın Güney Osetya’ya saldırmasıyla yaşanan süreci nasıl değerlendiriyorsunuz? Rusya, Güney Osetya’yı tanıyınca neden siz de Karabağ’ın bağımsızlığını tanımadınız?
- Bu olaylar etnik sorunun silahla çözülmeye çalışılmasının ne kadar tehlikeli olduğunu gösterdi. Karabağ’ı tanımak şu anda gündemimizde değil, çünkü bir görüşme süreci devam ediyor. Karabağ’ı tanımak bizim için son seçenek. Ama şunu da söylemem lazım, bir mucize olur da Karabağ Azerbaycan çatısına girerse Ermeniler hemen orayı terk eder.

 

Sarkisyan’ı güldüren soru
Soru: Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’le görüşmenizde siyaset dışı konulara girme olanağı bulabildiniz mi? Örneğin, Cumhurbaşkanı, Erivan’la ilgili izlenimlerini aktardı mı? Size herhangi bir Ermenice kelime söyledi mi ya da belki de siz ona Türkçe bir şeyler söylemişsinizdir...
-(Uzun uzun güldükten sonra) Hayır, Ekselans’la diğer konulara girme fırsatımız olmadı. Sayın Gül’ün Ermenice bildiğini sanmıyorum. Nedense benim Azerice konuştuğum yolunda bir efsane var! Evet, bir zamanlar basit konuşma düzeyinde Azerice bilirdim. Türkçe ile Azericenin de birbirlerine yakın olduğunu biliyorum. Ama 20 yıldır Azerice konuşmadım. Yani, şu anda mantıklı bir cümle kurabilecek durumda değilim!
Belirtmek isterim ki, Sayın Gül’le ilişkin izlenimlerim çok olumlu, çok hoş bir insan. İkimiz insanların müreffeh bir hayat sürmesi için yapabileceklerimizi konuştuk.


Erivan’ın merkezindeki Cumhuriyet Meydanı’nda görüntülediğimiz üniversite öğrencisi Karina, Milliyet’e “Türkiye’yle ilişki kurmak biz gençlerin geleceği için çok önemli” dedi.

 

ANALİZ
Ermenistan çıkış arıyor

Ermenistan’da şu anda en çok konuşulan konulardan biri, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Erivan’a yaptığı ziyaret.
Yıldırım hızıyla gerçekleştirilen bir ziyaret olmasına karşın tarihte ilk kez bir Türk cumhurbaşkanının Ermeni topraklarına ayak basmasının yankısı büyük olmuş. Aşırı milliyetçiler dışında kalan kesim, kısaca “futbol diplomasisi” olarak adlandırılan yakınlaşma denemesini destekliyor. Aslında, sokaktaki Ermeninin bir Türk vatandaşıyla herhangi bir konuda alıp veremediği yok. Tersine, Erivan’da Türk vatandaşlarına özel ilgi gösteriliyor.

Sorunları dondurmak

Erivan: Toprak talebimiz yok

? Belirtmek gerekiyor ki, Erivan’ın soykırımın Ankara tarafından tanınması talebinden kesinlikle vazgeçmeye niyeti yok. Ermenistan Devlet Başkanı Serj Sarkisyan’ın, Milliyet’in sorusuna yanıt olarak çok açık bir dille Türkiye’den toprak talepleri bulunmadığını söylemesinin de aslında başka nedenleri var. Ancak, şu anda Ermenistan için soykırım ya da toprak talebinden daha acil bir konu var: Bir taraftan Türk, diğer yandan Azeri ablukası Ermenistan’ı ekonomik açıdan çıkmaza sürüklemiş durumda. Soykırım ve toprak talebi konularını şu anda ısrarla canlı tutmanın kendisinin çıkarına olmadığını gören Ermeni yönetimi, öyle anlaşılıyor ki Türkiye ile diplomatik ilişki kurulması sayesinde ablukadan sıyrılmayı planlıyor. Sarkisyan yönetiminin, “Önce diplomatik ilişki kurulsun, sonra oturup bütün sorunları çözeriz” yaklaşımının içten mi, yoksa taktik mi olduğu ancak zaman içinde ortaya çıkacak. Ama Erivan’ın şu andaki gündeminde iki ülke arasında normal ilişki kurulmasını engelleyen sorunların dondurulması var.,kaynak,milliyet

19/9/2008

Kritik toplantı başladı

RTÜK toplandı. CHP'li üyeler Zahit Akman'ın istifasını isteyecek

ANKA




RTÜK Başkanı Zahid Akman’ın Deniz Feneri Derneği ile ilgili hakkındaki iddiaların ele alınacağı Radyo Televizyon Üst Kurulu toplantısı başladı.

Toplantıda RTÜK’ün CHP’li üyeleri Mehmet Dadak, Şaban Sevinç ve Hülya Alp, Akman’ın bazı şirketlerdeki ortaklığı ve yöneticiliklerine ilişkin iddiaları gündeme getirecek ve sözkonusu durumun RTÜK yasasına aykırı olduğu gerekçesiyle RTÜK'ten istifasını isteyecekler.

19/9/2008

Sır perdesi aralanacak

Ölümün bir andan ibaret olmadığını söyleyen bilim adamları bu gizemin peşinde

İngiltere ve ABD'deki doktorlar, ölümün eşiğine gelinen andaki deneyimleri anlamak için, kalp krizi geçiren hastalar üzerinde büyük bir araştırma başlatıyor.

Bu iki ülkenin 25 hastanesindeki doktorlar, kalbi veya beyin faaliyetleri geçici olarak durmuş insanların "beden dışı" deneyimler geçirip geçirmediğini anlamak için 1500 kişi üzerinde çalışacak.

Beden dışı deneyimler araştırılacak

Southampton Üniversitesinin koordine ettiği araştırmanın 3 yıl sürmesi bekleniyor. Bu tür deneyimler yaşadıklarını söyleyen bazı insanlar, o anda bir tünel veya parlak bir ışık gördüklerini, bazıları da hastanede başlarında bekleyen tıp personelini kuşbakışı gördüklerini anlatıyor.

"Bilinç ayrı bir varlık mı"

Araştırmanın başkanlığını yürüten Dr. Sam Parnia, "Beyin durduktan sonra bilincin devam ettiğini gösterebilirseniz, bu bizi bilincin ayrı bir varlık olduğu olasılığına götürür. Bunun olduğu birçok vaka bulabileceğimizi zannetmiyoruz, ancak açık fikirli olmak durumundayız. Bu şimdi bilimsel araştırmaya konu olacak bir gizem" dedi.

Ölüm anının tıbbi tabiri

Yoğun bakım doktoru olan ve ölümün eşiğindeki deneyimlerin yeterince araştırılmadığını düşünen Parnia, "Yaygın inanışın aksine ölüm belli bir an değildir. Aksine, kalp atışları durduğunda, akciğerler çalışmamaya başladığında ve beyin fonksiyonları bittiğinde başlayan bir süreç, 'kardiak arrest' diye tabir edilen bir tıbbi durumdur" dedi.

Ölümün üç kriteri de kardiak arest durumunda geri çevrilebiliyor

Parnia, "Kardiak arrest (kalbin durması) esnasında ölümün 3 kriterinin tümü vardır. Bunu, kalbin yeniden çalıştırılması ve ölüm sürecinin tersine çevrilmesi çabalarının başarıyla sonuçlanabildiği birkaç saniyeden bir saate kadar sürebilen bir dönem takip eder. İnsanların bu kardiak arrest döneminde geçirdikleri deneyimler, ölüm sürecinde hepimizin geçirmesi muhtemel deneyimi anlamada eşsiz bir pencere açmaktadır" diye anlattı. (Hürriyet),,kaynak,vatan

Google

Blogcu ile yapıldı